Eleştiri ile Şikayet Arasındaki İnce Çizgi

İlişkilerde yapılan en tehlikeli hatalardan biri, şikayet etmek ile eleştirmek eylemlerini birbirine karıştırmaktır. Çoğu çift, yaşadığı rahatsızlığı dile getirirken, aslında eşinin karakterine saldırdığının farkında bile değildir. Bu ince ayrım, ilişki araştırmacılarının ilişkiyi bitirme potansiyeli en yüksek davranışlar listesinde ilk sıralarda yer alır. Eleştiri, ilişkiyi içten içe kemiren bir asittir; şikayet ise, doğru yapıldığında, ilişkiyi iyileştiren bir ilaçtır. Basit bir örnekle başlayalım: Mutfakta kirli bulaşıklar yığılmış ve eşiniz söz verdiği halde henüz yıkamamış. Şikayet şöyle olur: "Canım, dün akşam bulaşıkları yıkayacağını söylemiştin ama hala duruyorlar, mutfağı böyle görmek beni geriyor ve hayal kırıklığına uğratıyor." Eleştiri ise şöyle olur: "Yine bulaşıkları yıkamamışsın, zaten sen hep böylesin, hiçbir sözünü tutmazsın, ne kadar tembel ve sorumsuzsun!" Aradaki farkı görebiliyor musunuz?
Şikayet duruma ve duyguya odaklanır, somut bir olaya işaret eder, o ana aittir ve spesifiktir. Eleştiri ise kişiliğe odaklanır, "tembel", "sorumsuz" gibi etiketler yapıştırır, genellemeler içerir, "hep", "hiç", "yine" gibi kelimeler kullanır. Yani sorun bulaşıklar olmaktan çıkar, eşinizin karakterindeki bir bozukluk haline gelir. Birine "Sen tembelsin" veya "Sen bencilsin" dediğinizde, o kişiden olumlu bir tepki, bir işbirliği veya bir özür beklemeniz hayaldir. İnsan beyni, karakterine yapılan saldırıyı hayati bir tehdit olarak algılar ve anında savunma moduna geçer. Ya size karşı saldırır, "Asıl sen çok dırdırcısın!" der, ya da içine kapanıp duvar örer, küser. Her iki durumda da o bulaşıklar yıkanmaz veya kavga gürültüyle yıkanır ama kalplerde tortu kalır.
Sürekli eleştiriye maruz kalan bir eş, zamanla kendini yetersiz ve sevilmiyor hisseder. "Ben ne yaparsam yapayım ona yaranamıyorum, ben kusurluyum" düşüncesi yerleşir. Bu da ilişkideki sevgi ve takdir duygusunu öldürür. Eleştiri, genellikle karşılanmamış bir ihtiyacın çarpıtılmış ve zehirli bir ifadesidir. Aslında kişi "İlgiye ihtiyacım var" demek isterken, "Sen beni hiç umursamıyorsun" diye bağırır.
Şikayet etmek sağlıklıdır, hatta gereklidir. Sorunları halının altına süpürmek yerine konuşmak gerekir. Ancak bunun formülü önemlidir. "Ben" dili kullanmak kritiktir; cümleye "Sen" ile başlamak suçlamadır, "Ben hissediyorum", "Benim ihtiyacım var" demek ise ifadedir. "Sen bencilsin" yerine "Ben kendimi yalnız hissediyorum" deyin. Somut olaya odaklanmak gerekir; geçmişteki on yıllık defteri açmayın, sadece şu anki sorunu konuşun, "Geçen sene de tatilde böyle yapmıştın" demek konuyu dağıtır, "Şu an bu davranışın beni üzdü" deyin. İhtiyacınızı belirtmek de önemlidir; sadece neyin yanlış olduğunu değil, neyin doğru olacağını, neyi istediğinizi söyleyin çünkü eleştiri sadece yıkar, şikayet ise çözüm önerir.
Dil alışkanlıklarını değiştirmek zordur ama imkansız değildir. "Telefonu elinden düşürmüyorsun, benimle hiç ilgilenmiyorsun, çok sıkıcısın" eleştirisi, "Şu an seninle sohbet etmeye ihtiyacım var ama dikkatin telefonda olunca kendimi önemsiz hissediyorum, telefonu bırakıp biraz benimle konuşur musun?" şikayetine dönüştürülebilir. "Yine parayı saçıp savurmuşsun, sende hiç sorumluluk duygusu yok mu, bizi batıracaksın" eleştirisi, "Kredi kartı ekstresini görünce endişelendim, bütçemizi aşmamız beni korkutuyor, harcamalarımız konusunda daha dikkatli olmamıza ve birlikte plan yapmamıza ihtiyacım var" şikayetine dönüştürülebilir.
Unutmayın, eşiniz sizin düşmanınız değil, o hayatı paylaştığınız insan. Bir sorunu dile getirirken amacınız onu yenmek veya ezmek değil, sorunu çözüp tekrar yakınlaşmak olmalıdır. Eleştiri araya mesafe koyar; sağlıklı şikayet ise "Bak burada bir sorun var, gel birlikte çözelim" davetidir. Dilinizi değiştirdiğinizde, evinizin havasının da değiştiğini göreceksiniz. Suçlamaların yerini ricalar, savunmaların yerini işbirliği alacak ve o zaman bulaşıklar bile kavga sebebi olmadan yıkanabilecek.