Eşinizle Arkadaş Olmayı Unuttunuz mu?

Evlilik dendiğinde zihnimizde canlanan kavramlar genellikle şunlardır: romantizm, tutku, ebeveynlik, sorumluluk, aynı evi paylaşmak, ekonomik ortaklık. Bu listenin en önemli maddesi ise genellikle gözden kaçar veya listenin sonlarına itilir: arkadaşlık. Oysa ki, yıllara meydan okuyan, her türlü fırtınaya dayanan ve içindeki neşeyi kaybetmeyen evliliklerin sırrı incelendiğinde, temelde hep o sarsılmaz dostluk bağı çıkar. Ünlü ilişki araştırmacıları gibi uzmanlar, mutlu evliliğin en büyük belirleyicisinin derin bir arkadaşlık olduğunu bilimsel verilerle kanıtlamışlardır. Peki eşiniz sizin gerçekten arkadaşınız mı, yoksa sadece çocuklarınızın diğer ebeveyni, evinizin diğer ortağı mı?
Bunu anlamanın basit bir testi var: Başınıza çok komik veya çok üzücü bir şey geldiğinde aramak istediğiniz ilk kişi kim? Canınız sıkkın olduğunda yanınızda kiminle sessizce oturmak size iyi gelir? Eğer cevap eşiniz değilse, o evliliğin kolonlarında ciddi bir eksiklik var demektir. Tutku denizin üzerindeki dalgalar gibidir; bazen coşar, bazen durulur, bazen çekilir. Ama arkadaşlık o denizin tabanıdır; hep oradadır, derin ve sakindir. Tutku bittiğinde evlilik biter sanılır; oysa dostluk bitince evlilik biter.
Birçok çift flört döneminde saatlerce telefonda konuştuklarını, sabahlara kadar sohbet ettiklerini anlatır. Ama evlendikten on yıl sonra akşam yemeğinde sadece çatal bıçak sesleri duyulur; "Günün nasıl geçti?" sorusuna verilen "İyi, aynı" cevabından öteye geçemezler. Neden? Çünkü birbirlerini keşfetmeyi bırakmışlardır. Arkadaşlık merakla beslenir; eşinizi artık çantada keklik, tamamen çözülmüş bir bulmaca gibi gördüğünüzde merak biter. Oysa insan değişen, dönüşen bir varlıktır; on yıl önceki eşinizle bugünkü eşiniz aynı insan değil ve onun yeni hayallerini, yeni korkularını, yeni ilgi alanlarını biliyor musunuz diye sormak gerekir.
Arkadaş olamamanın bir diğer nedeni de ciddiyet hastalığıdır. Evlenince üzerine o ağır koca ve karı kıyafetleri giyilir; artık şımarmak, saçmalamak, çocuklaşmak yasaktır, her şey ciddidir. Oysa en yakın arkadaşınızla olduğunuz anları düşünün; güler, dalga geçer, saçmalar, yargılanmaktan korkmazsınız. Eşinizle bu özgürlüğü kaybettiğinizde evlilik bir şirket toplantısına dönüşür ve kimse şirket toplantısında ömür boyu kalmak istemez.
Eğer "Biz arkadaş olmayı unuttuk" diyorsanız panik yapmayın çünkü dostluk kası antrenmanla tekrar güçlendirilebilir. Eşinize bir yabancıya, yeni tanıştığınız birine soru sorar gibi sorular sorun: "Bu aralar seni en çok ne heyecanlandırıyor?", "Çocukluğunda en sevdiğin oyun neydi?", "Şu an elinde sihirli bir değnek olsa hayatımızda neyi değiştirirdin?", "En büyük kabusun ne?" Bu sorular onun iç dünyasına girmenizi sağlar ve onu dinlerken "Bunu biliyorum" demeyin, can kulağıyla, yeni bir şey öğreniyormuş gibi dinleyin.
"Bizim zevklerimiz çok farklı, o futbol sever ben opera" demeyin. Arkadaşlık aynı şeyleri sevmek demek değildir; birlikte yeni şeyler denemekten keyif almaktır veya birbirinin zevkine eşlik etmektir. Kesişim kümeleri yaratın: birlikte yürüyüş yapmak, bir diziye başlamak, puzzle yapmak, bahçeyle uğraşmak. Önemli olan aktivitenin kendisi değil o sırada kurulan bağdır; "Birlikte bir şeyler yapıyoruz ve bundan keyif alıyoruz" hissi dostluğun temelidir.
Evin içine neşeyi davet edin; birbirinize komik videolar atın, kendi aranızda sadece sizin anladığınız espriler üretin, şakalaşın, birbirinizi gıdıklayın, yastık savaşı yapın, taklit yapın. Gülmek iki insan arasındaki en kısa mesafedir; birlikte gülebilen çiftler birlikte ağlamayı da becerebilirler. Ciddiyet maskesini indirin ve içinizdeki çocuğu eşinizin içindeki çocukla tanıştırın.
İyi bir arkadaş yargılamadan dinleyendir. Eşiniz size iş yerindeki bir sorununu anlattığında hemen "Sen de şöyle yapsaydın" diye akıl vermeyin çünkü bu ebeveynlik olur; sadece dinleyin ve "Ne kadar zor bir gün geçirmişsin, seni anlıyorum" deyin çünkü bu arkadaşlık olur. Onun tarafında olun; dünya ona karşı olsa bile sizin onun kalesinde olduğunuzu bilsin, sırlarını güvenle paylaşabileceği tek liman siz olun.
Arkadaşlarınıza sık sık "Harikasın", "İyi ki varsın" dersiniz de eşinize bunu en son ne zaman dediniz? Onun olumlu yönlerini yakalayın ve sesli söyleyin: "Çocuklarla ilgilenme şekline hayranım", "Bu yemeği harika yapmışsın", "Fikrine çok değer veriyorum". Takdir dostluğun gıdasıdır.
Eşiniz bu hayattaki yol arkadaşınızdır; yol uzun, bazen yokuşlu, bazen çamurlu. Bu yolu sadece yükümlülükler paylaşarak yürümek çok yorucudur. Ama yanınızda, yorulduğunuzda size su veren, düştüğünüzde elini uzatan, manzara güzel olduğunda "Baksana ne güzel" diyen ve sıkıldığınızda sizi güldüren bir kankanız varsa, yolculuk bir şölene dönüşür. Bugün eşinize farklı bir gözle bakın; evin babası veya annesi olarak değil, o çok sevdiğiniz, kafanızın çok uyduğu, birlikte yaşlanmak istediğiniz dostunuz olarak. Ve ona şu soruyu sorun: "Bugün birlikte biraz haylazlık yapalım mı?"