Evliliğin Gizli Düşmanı: Pasif Agresif Davranışlar

Bir savaş alanında olduğunuzu bilirseniz, kalkanınızı kaldırırsınız, savunma pozisyonu alırsınız, düşmanın nereden geleceğini tahmin edersiniz. Açık bir savaşta, ne kadar zor olursa olsun, en azından neyle karşı karşıya olduğunuzu bilirsiniz. Ama ya düşman yüzünüze gülüp, sizinle sözde iyi geçinip, sırtınızdan "unutkanlık" okuyla, "şaka" mermisiyle, "anlamsız erteleme" bombalarıyla vuruyorsa? Ya düşman düşman görünmüyorsa, sizi inciten kişi incittiğini bile kabul etmiyorsa, belki de farkında bile değilse? Pasif agresif davranış, evliliklerin sessiz katilidir, görünmez zehridir, yavaş yavaş işleyen ama çok etkili bir yıkım aracıdır. Açıkça "Hayır" demez, karşı çıkmaz, reddini belirtmez. "Yapmak istemiyorum" demez, net bir sınır çizmez. "Sana kızgınım" demez, duygusunu itiraf etmez. Bunun yerine "Unuttum, aklımdan çıkmış", "Şimdi yapacaktım zaten, neden çıkıştın", "Çok hassassın, sadece şaka yapıyordum, ne var bunda" der. Öfkesini, kırgınlığını, memnuniyetsizliğini dolaylı yollardan, maskeli bir şekilde, fark edilmesi zor biçimlerde çıkarır.
Pasif agresif eş, çatışmadan kaçınır çünkü açık çatışma korkutucudur, rahatsız edicidir, yüzleşme gerektirir. Ama öfkesinden kaçınamaz çünkü öfke bastırılınca kaybolmaz, sadece farklı yollardan çıkar. İsteğini, düşüncesini, sınırını açıkça söylemeye cesareti olmadığı için, belki çocukluktan gelen bir korku, belki ilişkide ezilmişlik hissi, belki "iyi eş çatışmaz" inancı yüzünden, sabotaj yolunu seçer, dolaylı yoldan öfkesini ifade eder. Eşiniz sizden bir şey ister, siz "Tamam" dersiniz, kabul edersiniz, söz verirsiniz ama yapmazsınız, ertelersiniz, unutursunuz, son dakikaya bırakırsınız, yarım yamalak yaparsınız. Suratınız asık olur ama "Neyin var?" denildiğinde "Bir şeyim yok, neden sordun ki!" diye terslenir, inkar edersiniz. İğneleyici bir iltifat edersiniz: "Kilo almışsın ama yakışmış", "Sen de sonunda bir şeyi becerdin" gibi zehir kaplı şekerler sunarsınız. Bu davranışlar, karşı tarafı delirtir, çıldırtır, çaresiz bırakır çünkü ortada somut, elle tutulur, parmak basılabilir bir kavga yoktur, bağırış çağırış yoktur, açık bir düşmanlık yoktur; sadece yoğun, boğucu, tanımlanması zor bir negatif enerji, bir soğukluk, bir mesafe vardır.
Bu davranış kalıbının kökeninde genellikle çocuklukta öğrenilen, içselleştirilen "Öfke kötüdür, tehlikelidir, açıkça ifade edilmemelidir" inancı yatar. Belki çocukken öfkelendiğinizde cezalandırıldınız, belki ebeveynleriniz öfkelendiğinde korkunç şeyler oldu, belki ailenizde duygular hiç konuşulmadı. Bu öğrenme, yetişkin olarak öfkeyi doğrudan ifade etmeyi imkansız, tehlikeli veya ayıp hissettiriyor. Veya ilişkide kendini güçsüz, bastırılmış, değersiz hisseden taraf, gücü dolaylı yoldan ele geçirmeye, pasif kontrolü sağlamaya çalışır. "Sana açıktan itiraz edemiyorum, sana hayır diyemiyorum, seninle yüzleşemiyorum ama işlerini aksatarak, sözümü tutmayarak, sürekli unutarak, yarım yaparak seni kontrol edebilirim, sana ceza verebilirim, öfkemi duyurabilirim." Bu bir güç oyunudur, farkında olsun ya da olmasın.
Bir çift hikayesi düşünelim: Ayşen ve Ferhat on yıldır evliler. Ferhat, görünürde çok uyumlu, kavga etmeyen, her şeye "Tamam" diyen bir adamdı. Ayşen yıllarca bu "uyumu" takdir etti, "Ne iyi adam, hiç tartışmıyoruz" dedi. Ama evdeki atmosfer hiç sıcak değildi, bir şeyler eksikti. Ferhat'ın verdiği sözler genellikle tutulmuyordu: "Bu hafta sonu çitleri boyayacağım" diyordu, boyamıyordu. "Çocukları ben alırım okuldan" diyordu, son dakika bir bahane buluyordu. Ayşen sinirlendiğinde Ferhat şaşkın bakıyor ve "Ne yaptım ki, neden bana kızıyorsun" diyordu. Ayşen çıldırıyordu çünkü parmak basacak somut bir şey yoktu, her olay tek başına küçük görünüyordu. "Bir kez unuttu, olabilir. Bir kez erteledi, belki gerçekten bir şey çıktı" diye düşünüyordu ama birikince resim ortaya çıkıyordu. Sonunda bir terapiste gittiler ve terapist Ferhat'a şunu sordu: "Ayşen'in isteklerini yapmak istemediğinde bunu ona söylüyor musunuz?" Ferhat sustu, düşündü. "Hayır, söyleyemiyorum, söyleyince kavga çıkıyor" dedi. Terapist açıkladı: "Hayır demediğiniz için, istemediğiniz şeyleri dolaylı yoldan sabote ediyorsunuz. Ama bu Ayşen'i çok daha fazla yaralıyor, daha büyük kavgalara yol açıyor." Ferhat yavaş yavaş "hayır" demeyi, sınır koymayı, doğrudan iletişimi öğrenmeye başladı. Ayşen de Ferhat'ın hayır demesine alan açmayı, onu cezalandırmamayı öğrendi. İlişkileri dönüştü.
Çözüm, dürüstlük iklimini yaratmaktır; her iki tarafın da duygularını, düşüncelerini, ihtiyaçlarını açıkça, yargılanma korkusu olmadan söyleyebildiği bir ortam oluşturmaktır. Pasif agresif davranışa maruz kalan kişi, öfkeyle, saldırıyla, suçlamayla değil, netlikle, merakla, davetkar bir tutumla karşılık vermelidir. İğnelemeyi duymazdan gelmek veya aynı şekilde iğneleyerek karşılık vermek kısır döngüyü sürdürür. Bunun yerine, "Şu an bana şaka yaptığını söylüyorsun ama ses tonunda, beden dilinde bir öfke, bir kırgınlık hissediyorum. Acaba gerçekten neye kızgınsın, ne oluyor, konuşabilir miyiz?" diyerek maskeyi nazikçe indirmeye, altındaki gerçek duyguyu yüzeye çıkarmaya davet etmelidir. Bu davet, yargısız, meraklı, sevgi dolu bir davet olmalıdır.
Eğer pasif agresif taraf sizseniz, eğer bu davranış kalıplarını kendinizde tanıyorsanız, kendinize şu soruyu sormakla başlayabilirsiniz: "Neden doğrudan 'Hayır' demekten, 'İstemiyorum' demekten, 'Kızgınım' demekten korkuyorum? Ne olacağını düşünüyorum? Çocukken bunun sonuçları ne olmuştu? Şimdi yetişkin olarak bu korkularım hala geçerli mi?" Açık bir çatışma, yüzleşme, tartışma sinsi bir barıştan, sahte bir uyumdan çok çok daha sağlıklıdır. İlişkinize yapabileceğiniz en büyük iyilik, "Hayır" deme cesaretini göstermektir, sınırlarınızı korumaktır, duygularınızı açıkça ifade etmektir. Çünkü gerçek, kalpten gelen, özgür "Evet"ler, ancak özgürce söylenen "Hayır"ların olduğu bir ortamda değerlidir. Hiç hayır diyemezseniz, evetleriniz de anlamsızlaşır.