İlişkide Monotonluğu Kırmanın Küçük Yolları
Evliliğin ilk yıllarında hayat bir macera filmine benzer, her gün yeni bir keşif, her an bir sürprizdir. "Acaba bugün ne yapacağız?" heyecanı vardır, karşınızdaki insanı tanımak, onu keşfetmek, onunla yeni deneyimler yaşamak istersiniz. Ancak yıllar geçtikçe, film türü değişir; macera biter, yerine sakin, huzurlu ama biraz da durağan bir belgesel başlar. Sabah kalk, işe git, akşam gel, yemek ye, çay koy, aynı koltukta otur, aynı diziyi izle, uyu, ve tekrar et, tekrar et, tekrar et. Bu döngüye "monotonluk" diyoruz ve aslında monotonluk bir bakıma başarıdır; ilişkinin oturduğunu, güvenli bir liman olduğunu gösterir, kaosun bitmesidir. Ancak dozu kaçtığında, monotonluk sessiz bir katile dönüşür, ilişkinin kan dolaşımını yavaşlatır, heyecanı öldürür ve eşleri birbirine "ev arkadaşı" veya "iş ortağı" gibi hissettirmeye başlar. Bir gün birbirinize bakarsınız ve "Bizim paylaşacak hiçbir şeyimiz kalmadı" dersiniz. Oysa sorun paylaşacak şeyin kalmaması değil, paylaşacak yeni bir şeyin üretilmemesidir.
Beynimiz yeni olana programlanmıştır; yeni bir deneyim yaşadığımızda beynimiz dopamin salgılar ki bu zevk ve ödül hormonudur, aynı zamanda aşkın ilk evrelerinde bolca salgılanan hormondur. İlişki rutine bindiğinde dopamin azalır, heyecan söner, her şey tahmin edilebilir hale gelir. İlişkiyi canlandırmanın yolu, o dopamin musluğunu tekrar açmaktan geçer. Ve bunun için Maldivler'e tatile gitmeye, evi baştan aşağı yenilemeye veya piyangodan para çıkmasına gerek yoktur. İhtiyacınız olan tek şey, rutinin zincirlerini kıracak küçük, basit ama etkili dokunuşlardır.
Alışkanlıklarınızı bozmak, rutini tersyüz etmek en kolay başlangıç noktasıdır. Beynimiz otomatik pilotta yaşamayı sever çünkü enerji tasarrufu sağlar ama bu otomat pilot, heyecanı da öldürür. Akşam eve geldiğinizde yaptıklarınız muhtemelen bir ezberdir ve bu ezberi bozan her şey, beyni uyandırır, dikkat kesilmesini sağlar. Hep mutfak masasında mı yiyorsanız, bu akşam yere bir örtü serin ve piknik yapın, veya balkonda yiyin; sadece mekan değişikliği bile sohbetin konusunu değiştirir, yeni sorular açar. Arabayı hep eşiniz kullanıyorsa bu sefer siz kullanın; kahveyi hep siz yapıyorsanız ondan isteyin; çocukları o uyutuyorsa siz devreye girin çünkü partnerinizin dünyasını deneyimlemek empatiyi de artırır. Akşam belirli saatler arasında telefonları ve televizyonu kapatma kuralı koyun; başta sessizlik garip gelebilir ama sonra konuşmak zorunda kalırsınız ve o konuşma "Günün nasıl geçti?"den çok daha derinlere iner.
Büyük sürprizler, pahalı hediyeler, sürpriz partiler harikadır ama sürdürülebilir değildir. İlişkiyi asıl besleyen, gündelik hayata serpiştirilmiş mikro sürprizlerdir; bunlar "Seni düşünüyorum" mesajını en saf haliyle verir. Gün içinde eşinize market listesi dışında bir şey yazın, hiçbir sebep yokken "Seni seviyorum" yazın, veya iltifat edin "Sabah gömleğin sana çok yakışmıştı", hatta flörtöz, yaramaz bir mesaj atın çünkü telefonuna baktığında gülümsemesini sağlamak o kadar kolaydır. İşe giderken ceketinin cebine, beslenme çantasına veya cüzdanının içine küçük bir aşk notu sıkıştırın; öğlen onu bulduğunda yaşayacağı o anlık şaşkınlık ve mutluluk tüm gününü aydınlatır. O söylemeden sevdiği tatlıyı alıp gelmek, o uyanmadan kahvesini hazırlamak, duştan çıktığında havlusunu ısıtmak... Bu küçük özenler "Sen benim için önemlisin, senin konforunu düşünüyorum" demektir.
Çiftlerin birbirine olan ilgisini kaybetmesinin bir nedeni, birbirlerinin her şeyini bildiklerini sanmalarıdır; "Onun neye güleceğini, neye kızacağını biliyorum" derler. Birlikte yeni bir şey öğrenmek bu ezberi bozar çünkü yeni bir alanda ikiniz de acemisinizdir, eşitsinizdir ve birbirinizin daha önce görmediğiniz yönlerini görürsünüz. Birlikte dans kursuna yazılmak dokunmayı artırır, seramik atölyesine gitmek, yeni bir dil öğrenmeye başlamak, birlikte beceriksiz olmak ve buna gülmek muazzam bir bağ kurucudur. Hiç denemediğiniz bir mutfağın yemeğini evde yapmaya çalışmak, sonuç felaket olsa bile o süreçteki işbirliği ve kahkahalar paha biçilemezdir.
Haftada bir akşamı veya on beş günde bir akşamı randevu gecesi ilan etmek klişe olabilir ama işe yarıyor. Bu evde pijama ile oturmak değildir; dışarı çıkın, bütçeniz yoksa parkta yürüyün, özenli giyinin, tıpkı ilk buluşmalardaki gibi. O gecede iş, faturalar, ev sorunları veya çocuklar konuşulmayacak, bu yasak; sadece "biz" konuşulacak, hayaller, filmler, anılar, duygular. Her seferinde aynı restorana gitmeyin, şehrinizde hiç gitmediğiniz bir semte gidin, turist gibi gezin çünkü yeni uyaranlar yeni konular açar.
Fiziksel temas sadece cinsellik değildir, gün içindeki dokunuşlar yakınlığın sürmesini sağlar. Monoton ilişkilerde dokunma azalır veya mekanikleşir. Uzmanlar en az altı saniye süren bir sarılmanın bağlanma hormonu salgılattığını söylüyor; işten gelince "merhaba" deyip geçmek yerine kapıda durun ve altı saniye boyunca gerçekten sarılın, kalp atışlarınızı hissedin. Film izlerken ayrı koltuklarda değil yan yana oturun, elini tutun, dizine dokunun; tende olmak sözsüz bir "buradayım, yanındayım" mesajıdır.
Monotonluk bir kader değil, bir seçimdir, daha doğrusu bir seçim yapmama halidir, tembelliktir. İlişki durduğu yerde kendi kendine beslenen bir kaktüs değildir, sürekli ilgi, su ve güneş isteyen bir orkidedir. Ona her gün aynı suyu vermek yerine bazen yerini değiştirin, bazen yapraklarını silin, bazen de toprağını havalandırın. Eşinizle aranızdaki o kıvılcım sönmedi, sadece üzerine toz yağdı ve o tozu üfleyecek olan nefes, sizin yapacağınız o küçük, beklenmedik, sevgi dolu harekettir. Bugün eve gittiğinizde rutini bozun; zile farklı basın, kapıyı farklı açın, ona farklı bakın çünkü değişimin kapı eşiğinde başladığını göreceksiniz.