Kıyaslama: İlişkinin Sessiz Katili

Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte, hepimiz devasa bir vitrinin önünde yaşıyoruz. Instagram'ı açıyoruz ve mükemmel hayatlar görüyoruz: eşine devasa çiçek buketleri alan adamlar, her daim bakımlı ve evi tertemiz kadınlar, hiç kavga etmeyen, sürekli tatilde olan çiftler. Sonra telefonu kapatıp yanımızdaki eşimize bakıyoruz; belki o an horluyor, belki çoraplarını ortada bırakmış, belki de yorgun ve suratsız. Ve zihnimizde o tehlikeli cümle yankılanıyor: "Neden benim eşim onlar gibi değil?"
Kıyaslama, bir ilişkinin başına gelebilecek en büyük felaketlerden biridir. Bilge bir sözde denildiği gibi, kıyaslama mutluluğun hırsızıdır. Ama ilişkilerde hırsızlıktan da öte bir katildir. Eşinizi başkalarıyla, arkadaşınızın eşiyle, kendi babanızla veya annenizle, eski sevgilinizle veya sosyal medyadaki hayali karakterlerle kıyaslamak, ona verebileceğiniz en büyük hasarlardan biridir. Bu, ona "Sen yetersizsin", "Sen olduğun halinle sevilmeye layık değilsin", "Keşke başkasıyla olsaydım" mesajını verir.
Vitrin ile kulis kıyaslaması en yaygın tuzaklardan biridir. Sosyal medyada gördüğünüz hayatlar, insanların vitrinidir, en mutlu anlarını, en iyi fotoğraflarını koyarlar. Siz ise kendi evinizin kulisini, dağınıklığı, tartışmaları, yorgunluğu biliyorsunuz. Başkasının düzenlenmiş, filtrelenmiş vitriniyle kendi ham gerçekliğinizi kıyaslamak adil değildir. "Ahmet eşine ne sürprizler yapıyor" dediğinizde, Ahmet'in kapalı kapılar ardında eşine nasıl davrandığını bilmiyorsunuz; belki o çiçekler büyük bir hatayı örtmek için alındı. Dışarıdan mükemmel görünen nice evliliğin içinde ne fırtınalar koptuğunu bilemezsiniz.
Geçmişle kıyaslama da çok yıkıcıdır. "Eski sevgilim çok daha romantikti", "Babam anneme asla böyle davranmazdı" gibi cümleler eşinizde derin bir rekabet ve nefret hissi uyandırır. Kendini bir hayaletle yarışıyor gibi hisseder. Özellikle ebeveynlerle kıyaslamak, "Annem gibi yemek yapamıyorsun" demek, eşinizin bireyselliğine saygısızlıktır. Her insan farklıdır, her ilişki biriciktir; eşinizi geçmişteki figürlerle değil, kendi potansiyeliyle değerlendirin.
Elalem ile kıyaslama ise özgüveni yerle bir eder. "Merve'nin kocası terfi almış, sen hala yerinde sayıyorsun", "Komşunun karısı ne kadar hamarat, sen akşama kadar oturuyorsun" gibi cümleler eşinizi motive etmez, tam tersine "Ben zaten başarısızım" duygusuyla pes etmesine neden olur. Eşiniz sizin tarafınızdan takdir edilmek ister; siz onu başkasıyla kıyasladığınızda, onun takımında değil rakip takımda olduğunuzu hissettirirsiniz.
Bu tuzaktan çıkmanın yolu kendi bahçenize odaklanmaktır. Başkasının bahçesindeki çimler her zaman daha yeşil görünür ama sizin bahçeniz siz sularsanız yeşerir. Enerjinizi başkalarını izlemeye değil, kendi ilişkinizi güzelleştirmeye harcayın. Eşinizin eksiklerine değil artılarına odaklanın; "Evet belki Ahmet gibi sürpriz yapmıyor ama çok sadık ve güvenilir bir eş, çocuklarına harika bir baba" gibi düşünün. Bir ihtiyacınız varsa bunu başkası üzerinden örnek vererek anlatmayın; "Ayşe'nin kocası ona yardım ediyor" demek yerine "Benim ev işlerinde biraz daha yardıma ihtiyacım var, yoruluyorum" deyin.
Beynimiz negatifi görmeye eğilimlidir; bunu kırmak için her gün eşinizle ilgili şükrettiğiniz üç şeyi düşünün. "Bugün benim için çay koydu", "Beni dinledi", "Varlığı bana güven veriyor" gibi düşünceler ilişkiyi besler. İyiye odaklandıkça iyinin çoğaldığını göreceksiniz. Eğer sosyal medyadaki çiftleri görmek sizi mutsuz ediyorsa, takibi bırakın veya ara verin çünkü gerçek hayat ekranın dışındadır.
Eşiniz dünyada tek ve biriciktir, onun gibisi yoktur. Kusurları vardır evet, sizin de olduğu gibi. Ama o sizin hayat arkadaşınızdır. Onu başkalarının kalıbına sokmaya çalışmak, bir çiçeği zorla başka bir çiçeğe benzetmeye çalışmak gibidir; onu sadece soldurursunuz. Eşinizi olduğu gibi, o haliyle sevin ve kabul edin çünkü değişim ve güzelleşme ancak kabul edildiğimiz yerde başlar. Başkalarının masalına imrenmek yerine, kendi gerçeğinizden en güzel hikayeyi yazmaya odaklanın.