Mutlu Son Yok, Mutlu Yolculuk Var

Çocuk masalları ve romantik komedi filmleri bize aşk hakkında büyük bir yalan söyledi: "Ve sonsuza dek mutlu yaşadılar." Film biter, jenerik akar, biz de sanırız ki o öpüşme sahnesinden sonra kahramanlarımız hiç kavga etmedi, hiç bulaşık yıkama sırası yüzünden tartışmadı, hiç birbirine küsmedi, hiç ekonomik kriz yaşamadı. Onlar erdi muradına, biz çıkalım kerevetine.
Bu mutlu son miti gerçek ilişkilerin en büyük düşmanıdır çünkü bilinçaltımıza şu mesajı işler: "Evlilik bir varış noktasıdır, oraya ulaştığında, yani evlendiğinde, oyun biter, ödülü alırsın ve her şey mükemmel olur." Bu beklentiyle evlenen çiftler ilk büyük krizde duvara toslarlar. "Hani mutlu sondu, neden tartışıyoruz, demek ki yanlış kişiyle evlendim" diye düşünürler. Halbuki evlilik bir son değil bir başlangıçtır. Ve evlilik durağan bir olma hali değil dinamik bir yapma halidir. Aşk bir isim değil bir fiildir, her sabah uyanıp yeniden seçtiğiniz, yeniden emek verdiğiniz bir eylemdir.
Dünyanın en mutlu çiftlerini inceleyen araştırmacılar onların hiç kavga etmediklerini görmemişler. Aksine onlar da herkes kadar kavga ediyor. Farkları şu: Onlar barışmayı biliyorlar, kırılan vazoyu çöpe atmıyorlar, altınla yapıştırıyorlar. Mükemmel bir ilişki hiç sorun yaşanmayan ilişki değildir; sorunların çifti birbirinden uzaklaştırmak yerine birbirine daha da yaklaştırdığı ilişkidir. Her kriz "Biz bunu da aştık, biz güçlü bir takımız" duygusunu pekiştiren bir madalyaya dönüşür.
Hayat dümdüz bir otoban değildir; virajlar, çukurlar, sisli yollar, lastik patlamaları vardır. Bazen kaybolursunuz, bazen arabanın yakıtı biter. Önemli olan o anlarda yan koltukta oturan kişiye dönüp "Senin yüzünden bu yola girdik" diye bağırmak değil, "Haritaya bakalım, buradan nasıl çıkarız" diyebilmektir. Yol arkadaşlığı budur.
"Emekli olunca rahat edeceğiz", "Çocuklar büyüyünce gezeceğiz", "Borçlar bitince mutlu olacağız" gibi mutluluğu hep gelecekteki bir koşula bağlamak bugünü kaçırmaktır. Oysa hayat şu andır. Evlilik o büyük hedeflere ulaşmak değil, o hedeflere giderken yolda içilen kahvenin, yapılan sohbetin, paylaşılan sessizliğin tadını çıkarmaktır. Mutluluk devasa havai fişeklerde değil, mutfakta birlikte yemek yaparken edilen dansta, hasta olduğunuzda size yapılan bir ıhlamurda, yağmurda aynı şemsiyenin altına sığınmaktadır. Küçük anların kıymetini bilenler büyük resmi güzelleştirirler.
Bu blog serisi boyunca iletişimden güvene, öfkeden cinselliğe, ebeveynlikten özre kadar pek çok konuyu ele aldık. Tüm bu yazıların, tüm bu tekniklerin ve önerilerin tek bir amacı var: Size mükemmel olmayı öğretmek değil, insan kalmayı hatırlatmak. Hata yapabileceğinizi, kırılabileceğinizi, düşebileceğinizi kabul etmek... Ve her düşüşten sonra eşinizin elini tutup tekrar ayağa kalkabilmek.
Eşiniz sizin düşmanınız değil, rakibiniz değil, ev arkadaşınız değil. O bu zorlu dünya yolculuğunda sizinle aynı gemide olan, sizin şahidiniz olan insan. Onu değiştirmeye çalışmaktan vazgeçin, onu anlamaya çalışın. Haklı olmaya çalışmaktan vazgeçin, mutlu olmaya çalışın. Geçmişi deşmekten vazgeçin, bugünü inşa etmeye çalışın.
Mutlu son diye bir şey yok çünkü ilişki yaşadığı sürece hikaye bitmez. Her gün yeni bir sayfadır ve elinizdeki kalemle o sayfaya ne yazacağınız sizin elinizdedir. Bugün o sayfaya bir şikayet, bir eleştiri yazmak yerine bir teşekkür, bir iltifat, bir sevgi sözcüğü yazmaya ne dersiniz? Mutlu sonsuzluk yok ama mutlu bir şimdi var. Ve o şimdi, tam şu an, eşinizin gözlerinin içine bakıp gülümsemenizle başlayabilir. İyi yolculuklar.