Özür Dilemenin İnceliği: "Ama"sız Özür

İlişkilerin en kırılgan, en hassas ve belki de en çok yanlış anlaşılan anlarından biri, bir hatanın ardından gelen o sessizlik anıdır. Bir tartışma yaşanmış, kelimeler havada uçuşmuş, kalpler kırılmıştır. Odanın içinde asılı kalan o ağır hava, iki insanı birbirinden kilometrelerce uzağa savurmuştur. İşte tam o anda, bir barış köprüsü kurmak için atılan ilk adım, genellikle bir "özür" olur. Ancak her özür aynı değildir; bazıları yarayı sararken, iyileştirirken, bağlantıyı onarırken, bazıları o yarayı daha da derinleştirir, hatta enfekte eder, iltihaplandırır. Özür dilemek, çoğumuzun çocukluğumuzdan beri bir "zayıflık" veya bir "yenilgi" olarak kodladığı bir eylemdir. Sanki özür dilediğimizde, tüm suçun bizde olduğunu kabul etmiş, karşı tarafa sonsuz bir haklılık vermiş, boyun eğmiş gibi hissederiz. Oysa özür dilemek, haklılık veya haksızlık terazisinde bir dengeleme işlemi değil, ilişkiye verilen değerin egodan üstün tutulduğunun, sevginin gurura galip geldiğinin beyanıdır.
Ne yazık ki yetişkinlerin dünyasında en sık karşılaştığımız özür biçimi, içinde gizli bir suçlama, maskeli bir saldırı barındıran o zehirli cümledir: "Özür dilerim, ama..." Bu kalıp çok yaygındır ve çok yıkıcıdır. "Özür dilerim ama sen de beni delirttin" dediğinizde, "Bağırdığım için kusura bakma ama beni hiç dinlemiyordun" dediğinizde, "Sözümü tutmadığım için üzgünüm ama sen de bana sürekli baskı yapıyorsun" dediğinizde, bu cümlelerdeki "ama" bağlacı sihirli bir silgi gibi çalışır; kendinden önce gelen o güzel "özür dilerim" ifadesini anında siler, yok eder, geçersiz kılar. Karşı tarafın duyduğu tek şey, "ama"dan sonra gelen savunma ve suçlamadır. Bu, bir özür değil, bir karşı saldırıdır; bir barış bayrağı değil, savaşın devamıdır, başka bir silahla.
Neden "ama" demeye bu kadar meyilliyiz, bu refleks nereden geliyor? Çünkü insan doğası, kendini korumaya programlanmıştır; ego çok hassas bir yapıdır ve tehdit altında hissedildiğinde savunmaya geçer. Hata yaptığımızı kabul etmek, benliğimize yönelik bir tehdit gibi algılanabilir, "Ben kötü bir insanım" demek gibi gelebilir. "Ben kötü biri değilim, sadece şartlar bunu gerektirdi, ben zorlandım" demek isteriz. "Ama" kelimesi, bizim sığınağımız, kaçış noktamız, egonun koruma kalkanıdır. Bizi tam sorumluluk almanın ağırlığından kurtarır, hatanın yükünü hafifletir, hatta bir kısmını veya tamamını karşı tarafa yıkar. Bir düşünün: Eşiniz size gelip "Dün geceki tavrım için özür dilerim ama çok yorgundum" dediğinde ne hissedersiniz? Muhtemelen "Yorgun olması, bana kaba davranma hakkını vermez, herkes yoruluyor" diye düşünürsünüz. Çünkü buradaki "ama", bir mazeret üretme çabasıdır. Mazeretler, eylemin sonucunu değiştirmez; sadece faili rahatlatır. Mağdur için ise mazeret duyulmak, acısının küçümsenmesi, geçersiz kılınması demektir.
"Ama"lı özürlerin temelinde yatan asıl mesaj şudur: "Ben aslında hata yapmadım, sen beni buna zorladın, suç sende." Bu, psikolojik manipülasyon sınırlarında dolaşan tehlikeli bir yaklaşımdır. Karşı tarafa, kendi canının yanmasından dolayı bile suçluluk hissettirir. "Eğer ben onu dinleseydim, o bana bağırmayacaktı, demek ki benim suçum" diye düşünen bir eş, zamanla özgüvenini yitirir ve ilişkideki toksik döngü kalıcı hale gelir. Gerçek, samimi ve onarıcı bir özür ise içinde hiçbir "ama", "fakat", "lakin" barındırmaz. Saf, net ve koşulsuzdur. İyileştirici bir özür, pişmanlığın ifadesini, sorumluluğun kabulünü ve telafi niyetini içerir.
Pişmanlığın ifadesi, ilk ve en önemli adımdır. Karşı tarafın hissettiği acıyı gördüğünüzü ve bundan dolayı üzüntü duyduğunuzu belirtmektir. Bu, sadece kuru bir "üzgünüm" demekten öteye geçmelidir. "Seni kırdığım için çok üzgünüm, gözlerindeki o hayal kırıklığını görmek canımı yaktı, sana böyle hissettirdiğim için pişmanım" gibi ifadeler, empati gösterir, karşı tarafın acısını onurlandırır. Burada odak noktası, sizin ne kadar kötü hissettiğiniz değil, eşinizin ne kadar incindiğini anladığınızdır. Sorumluluğun kabulü, özrün en zor kısmıdır. Yaptığınız davranışı, hiçbir dış etkene bağlamadan, hiçbir mazeret üretmeden sahiplenmektir. "Bağırdım çünkü öfkemi kontrol edemedim" demek, "Beni öfkelendirdin" demekten tamamen farklıdır. "Sözümü tutmadım çünkü zamanımı iyi yönetemedim", "Seni ihmal ettim çünkü önceliklerimi yanlış belirledim" gibi cümleler, kişinin olgunluğunu gösterir. Hata yapabiliriz, insanız; ancak hatamızın sahibi olmak bizi küçültmez, aksine karşımızdakinin gözünde büyütür.
Telafi ve değişim isteği, özrü bir niyet beyanından çıkarıp bir eylem planına dönüştürür. Sadece üzgün olmak ve hatayı kabul etmek yetmez; aynı hatanın tekrarlanmayacağına dair bir güvence veya mevcut zararı telafi etme çabası gerekir. "Bunu düzeltmek için ne yapabilirim?" sorusu, eşinize güç verir, onu karar mekanizmasına dahil eder. "Bir dahaki sefere tartışma alevlendiğinde mola isteyeceğim" veya "Unuttuğum o randevuyu telafi etmek için bu hafta sonu sadece ikimize özel bir plan yapacağım" gibi somut adımlar, özrün gerçekliğini kanıtlar.
"Peki ya gerçekten haklıysam" diye sorabilirsiniz. "O başlattı, o beni tahrik etti, ben sadece tepki verdim." İlişkilerde en büyük yanılgı, olayları siyah-beyaz, suçlu-masum şeklinde ayırmaktır. Çoğu tartışma gridir; evet eşiniz sizi dinlememiş olabilir, o konuda haksızdır, ama siz de ona bağırmışsınızdır, bu konuda siz haksızsınızdır. İki yanlış bir doğru etmez. Özür dilemek "Bütün olayda ben haksızdım, sen sütten çıkmış ak kaşıksın" demek değildir; özür dilemek "Kendi payıma düşen hatanın sorumluluğunu alıyorum" demektir. Siz kendi çöplüğünüzü temizlediğinizde, eşinize de kendi çöplüğünü temizlemesi için güvenli bir alan açarsınız. Barış domino etkisi böyle başlar.
Sözcükler kadar onları nasıl söylediğiniz de önemlidir. Göz teması kurmadan, telefona bakarak veya kapıdan çıkarken mırıldanılan bir özür, "Konu kapansın diye söylüyorum" mesajı verir. Gerçek bir özür için zaman ve mekan yaratın, eşinizin yanına oturun, gözlerinin içine bakın, gerekiyorsa elini tutun, ses tonunuz yumuşak ve şefkatli olsun. Zamanlama da kritiktir; öfke halindeyken dilenen özürler genellikle samimi değildir, sakinleşmeyi bekleyin, ancak çok da uzatmayın çünkü günler süren sessizlikler kalpteki kırgınlığın katılaşmasına ve kine dönüşmesine neden olabilir. Evinizde nasıl özür dilendiği, çocuklarınızın gelecekteki ilişkilerini de şekillendirir. Çocuğunun önünde eşinden samimiyetle özür dileyen bir ebeveyn, ona şu muazzam dersi verir: "Hata yapmak insanidir, önemli olan onu telafi etme cesaretini göstermektir."
Hayatınızdan "Özür dilerim ama..." kalıbını tamamen çıkarmayı deneyin. Bunun yerine "Özür dilerim ve..." kalıbını koyun. "Özür dilerim ve seni daha iyi anlamak istiyorum", "Özür dilerim ve bunu telafi edeceğim." Aradaki fark, gece ile gündüz kadar büyüktür; biri duvar örer, diğeri kapı açar. Unutmayın, sevgi "asla özür dilemek zorunda kalmamak" değildir, o sadece filmlerde olur. Sevgi, defalarca hata yapsanız bile her seferinde o hatayı onarmaya hevesli olmak, o egoyu bir kenara bırakıp "Sen benim haklılığımdan daha değerlisin" diyebilmektir. Bugün belki de uzun zamandır ertelediğiniz o "ama"sız özrü dilemenin tam zamanıdır.